İnsanların artık hesap makinesine dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Duyguların yerini rakamlar, samimiyetin yerini çıkar hesapları aldı.
Bir selamın bile faiz oranı var artık.
Bir tebessümün karşılığı soruluyor.
Bir iyiliğin altına dipnot düşülüyor:
“Karşılığı nedir?”
Oysa insan dediğin, kalbiyle var olurdu.
Şimdi herkes birbirini tartıyor.
Kim ne kadar faydalı?
Kim ne kadar güçlü?
Kimden ne çıkar?
Dostluklar bile matematik problemi gibi…
Topla, çıkar, böl, çarp…
Sonuç: Menfaat.
Belki de bu yüzden “yakın çevre” deyince artık aklıma insanlar gelmiyor.
Bir kuş geliyor mesela…
Dalına konduğunda senden bir şey istemeyen.
Bir ağaç geliyor aklıma…
Gölgesini hesapsız veren.
Bir çiçek…
Kokusu için imza attırmayan.
Ve bir kitap…
Sessiz ama samimi.
Seni dinler, seni yargılamaz, sana rol yapmaz.
Ne ise odur.
İnsan kalabalıkları içinde yalnızlaşan ruhumuz, belki de doğaya kaçmakla kendini koruyor.
Çünkü kuşlar ihanet etmiyor.
Ağaçlar arkadan konuşmuyor.
Çiçekler kıskanmıyor.
Kitaplar seni yarı yolda bırakmıyor.
Üzgünüm…
Ama artık yakınlık, kan bağıyla ya da aynı masada oturmakla ölçülmüyor benim için.
Yakınlık; kalbe zarar vermemekle ölçülüyor.
Herkesin birbirini hesapladığı bu dünyada, ben hesabı kapatıyorum.
Bir ağacın gölgesine, bir kuşun kanadına, bir kitabın sayfasına sığınıyorum.
Çünkü bazen insan, insandan yorulur.
Ve en çok da samimiyetin eksikliğinden kırılır.
Belki bir gün yeniden insan, insanın ilacı olur.
Ama o güne kadar…
Yakın çevrem biraz daha kuş, biraz daha ağaç, biraz daha çiçek ve biraz daha kitap olacak.
Ve ben bundan utanmıyorum...