Hayat bazen bir sohbetin içinde öğretilir insana. Bugün bir ağabeyimin dilinden dökülen kelimeler, kulağımdan çok kalbime dokundu. Konu edebe geldi… Ve anladım ki, edep sadece bir davranış değil; insanın iç dünyasının aynasıdır.
Edep; konuşurken kelimeyi tartmak, susarken bile saygıyı korumaktır. Güçlüyken haddini bilmek, haklıyken bile incitmemektir. Herkesin dilinde dolaşan ama az kişinin yüreğinde taşıdığı bir değerdir edep.
“Balık baştan kokar” derler… Bu söz boşuna söylenmemiş. İnsan, özünü kaybettiğinde; edep yerini kabalığa, saygı yerini çıkar hesaplarına bırakıyor. İşte o zaman anlıyoruz ki, edep herkese yakışmıyor… Çünkü edep; taşıması ağır, değeri büyük bir emanettir.
Bugün geldiğimiz noktada en büyük eksikliğimiz belki de budur: Edebi kaybettikçe insanlığımızdan da eksiliyoruz. Oysa edep; bir insanı sözünden önce tanıtan, duruşuna anlam katan en kıymetli süstür.
Ve ben bugün bir kez daha anladım:
Edep, insanın kendine olan saygısıdır. Kendine saygısı olmayanın, başkasına saygısı zaten olmaz.
Ne mutlu edebi kuşananlara… Ne yazık ki, herkes taşıyamaz bu güzelliği.