İnsan bazen kalabalıkların içinde yalnız kalır… Çünkü doğru, çoğu zaman alkışlanmaz; aksine sorgulanır, yargılanır, hatta dışlanır. Ama yine de bir gerçek vardır ki değişmez: Doğru, er ya da geç yolunu bulur.
Ben doğruyu yazarım…
Kalemin mürekkebi ne korkuyla kurur ne de menfaatle kirlenir. Çünkü yazmak, sadece harfleri yan yana dizmek değil; vicdanın sesini kâğıda dökmektir. Eğilip bükülen cümleler değil, dimdik duran hakikatlerdir asıl olan.
Ben doğruyu söylerim…
Her söz bir iz bırakır bu dünyada. Kimisi gönülde yara açar, kimisi umut olur. Doğru söz, bazen ağır gelir kulağa; çünkü alışılmış yalanların konforunu bozar. Ama unutulmamalıdır ki, acı da olsa gerçek, en büyük şifadır...
Ben doğruyu savunurum…
Rüzgâr nereden eserse essin, eğilmeyen bir duruştur bu. Herkesin sustuğu yerde konuşabilmek, herkesin döndüğü yerde dimdik kalabilmektir. Çünkü doğruyu savunmak, sadece bir tercih değil; bir karakter meselesidir.
Ben doğrunun yanında dururum…
Yanlışın kalabalığına kapılıp gitmek kolaydır. Ama doğru, çoğu zaman azınlıktadır. İşte o zaman belli olur insanın duruşu… Safını hakikatten yana belirleyenler, yalnız görünse de aslında en güçlü olanlardır...
Ben doğru ile hareket ederim…
Yol uzun, yük ağır olabilir. Ama doğruyla yürüyen, asla kaybolmaz. Çünkü pusulası vicdan olanın, yönünü şaşırması mümkün değildir.
Gerisi mi?
Gerisi dokuz köyün sorunu…
Çünkü herkesin memnun olduğu bir doğru yoktur. Ama herkesin muhtaç olduğu bir hakikat vardır.
Ve ben, o hakikatin peşinden gitmeye devam edeceğim…
İster bir köyde, ister dokuz köyde yalnız kalayım.