Hayat bazen insanı iki yolun başında bırakır. Bir yol sessizliktir; rahat, risksiz ve alkışsız… Diğer yol ise mücadeledir; çetin, yorucu ama onurlu… İşte insanın karakteri tam da burada belli olur.

Haklı olduğun bir davada susmak, kendi vicdanına sırt çevirmektir. Oysa haklı bir mücadele, insanın omuzlarına yük değil; onur madalyasıdır. Çünkü haklı olmak cesaret ister. Haklı olmak bedel ister. Haklı olmak, bazen yalnız kalmayı göze almak demektir.
Eskiler boşuna dememiş:
“Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.”
Neden “deli” derler biliyor musunuz?
Çünkü haklı bir yiğit, korkuyu tanımaz.
Çünkü o, hesap kitap yapmadan doğru bildiğini savunur.
Çünkü o, alkışa değil adalete bakar.
Toplumda çoğu zaman cesur insanlar için “fazla pervasız”, “çok dik”, “sert” gibi ifadeler kullanılır. Oysa gerçekte onlar, eğilip bükülmeyen karakterlerin temsilcisidir. Haklı mücadelenin sesi her zaman gür çıkmaz belki ama vicdanlarda yankı bulur.
Unutmayın; haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır der büyükler. Haklı bir davada korkuya yer yoktur. Çünkü korku, karanlıktan beslenir; hak ise ışığın ta kendisidir.
Bugün belki sizi anlamayanlar olur.
Belki karşınıza duvarlar çıkar.
Belki “bu kadarına da gerek var mı?” diyenler çıkar.
Ama bilin ki tarih, susanları değil direnenleri yazar.
Haklı mücadelenin en güzel tarafı şudur:
Kaybetsen bile kaybetmezsin. Çünkü onurun yerindedir. Vicdanın rahattır. Başın diktir.
Yiğit olmak kavga etmek değildir.
Yiğit olmak, doğru yerde durmaktır.
Yiğit olmak, haklıyken geri adım atmamaktır.
Yiğit olmak, gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır.
Atın iyisi doruysa, yiğidin iyisi de “deli” diye anılır.
Çünkü cesaret, sıradan insanlara biraz fazla gelir.
O yüzden korkma…
Haklı olduğun mücadeleden geri durma.
Çünkü haklı bir yürek, en güçlü ordudan daha büyüktür.
Ve unutma;
Korkaklar konforu seçer,
Yiğitler iz bırakır.