Dünyada güç merkezleri her zaman değişmiştir. Dün güçlü olan bugün zayıflamış, bugün güçlü olan yarın yerini başkasına bırakmıştır. Makamlar, mevkiler, koltuklar… Hepsi gelip geçicidir. Ama insanın karakteri, duruşu ve insanlığı kalıcıdır.
Hayat bize şunu öğretir: Gücün olduğu yerde çoğu zaman çıkar ilişkileri de olur. İnsanlar bazen güçlü olanın yanında görünmek için değerlerinden taviz verebilir. Doğrularını unutabilir, vicdanını susturabilir. Oysa asıl mesele güçlüye yakın olmak değil, doğruya yakın olmaktır.
Benim için güç merkezinin nerede olduğu hiçbir zaman belirleyici olmadı. Çünkü insanın en büyük gücü makamı değil, insanlığıdır. İnsanlık; merhamettir, adalettir, vicdandır. İnsanlık; mazlumun yanında durabilmek, haksızlık karşısında susmamaktır.
Bir insan gücün karşısında eğilmeyebilir ama insanlığından vazgeçtiği anda zaten kaybetmiştir. Çünkü insanı insan yapan şey; makamı, serveti ya da çevresi değil, taşıdığı ahlaki değerlerdir.
Bugün güçlü görünenlerin yarın nerede olacağı bilinmez. Fakat insanlığını koruyanların yeri her zaman insanların gönlüdür. Tarih de zaten makamları değil, karakteri güçlü olanları yazmıştır.
Bu yüzden nerede olursa olsun, hangi güç merkezinde bulunursa bulunsun, insan önce kendine şu soruyu sormalıdır: “Ben insanlığımı koruyabiliyor muyum?”
Benim cevabım nettir:
Güç merkezi neresi olursa olsun, insanlığımdan hiçbir zaman ödün vermeyeceğim.
Çünkü insan kalabilmek, her türlü güçten daha değerlidir.
Saygılarımla…