Ne yaparsan yap… Kim olursan ol… Olmaz bazen.

Oldurmaya çalışırsın. “Tam yoluna girdi” dersin; bir yerden kopar, geri düşer.
Pes etmeden denersin, yine olmaz. Çünkü hayat biraz da budur: Mutlu olduysan, bir gün ağlayacaksın. Zirveyi gördüysen, inişi de tadacaksın.
İçinde fesattan başka bir şey olmayan insanları dost bilirsin.
Olmayan bir sevgiye inanır, hayal olan bir aşka tutunursun.
Dış kapıdaki her mandala taparcasına değer verir de, seni hiç bırakmayacak ailene gereken kıymeti göstermezsin.
İnsanoğlu nankördür… Evet, hepimiz.
Elindekini küçümser, ulaşamadığının peşinden koşarız.
Bizi bu kadar hırçınlaştıran, bu kadar öfkelendiren, gözümüzü karartan nedir?
Fitne dünya…
“Nasıl yaşarım, nerede dururum, ne kadar kazanırım?” hesabı bitmez.
Kimisi aç karnını nasıl doyuracağını düşünür; kimisi tokken gönlünü nerede eğlendireceğini…
Acımasız bir denge bu.
Birinin varken diğerinin yok. Eşit değil bu dünya.
Kimi ekmeğe muhtaç, kimi huzura…
Ne yaparsan yap, hayatın bir yerinden döküleceksin.
Kendini paralasan da, olmayacak olan bazen olmaz.
Çünkü bazı kapılar zorla açılmaz, bazı yollar ısrarla yürünmez.
Belki de mesele oldurmak değil; kabullenmek.
Belki de mesele kazanmak değil; şükretmek.
Belki de mesele dünyayı düzeltmek değil; kendini düz tutmak.
Fitne dünya dediğimiz yer, aslında bizim imtihanımızdır.
Ve insan en çok, kendi içindeki savaşta yorulur.
Siz sağ olun…
Ben selamet.