Tomris Uyar, insanın içini en çok acıtan gerçeği büyük bir kırgınlıkla dile getirir: “Çok bağırdım, duyulmadı. Artık, fısıldamam bile…”

Bu cümle bir sitemden fazlasıdır; insanın kendini anlatma çabasının tükenişidir. Çünkü insan, en çok duyulmak ister. Anlaşılmak… Görülmek… Ama ne acıdır ki bazı kulaklar yalnızca kendi sesini duyar. Ne kadar konuşursan konuş, ne kadar kalbini ortaya koyarsan koy, duymak istemeyen için sesin sadece gürültüdür.
İşte tam da burada öğrenir insan susmayı. Susmak bir vazgeçiş değildir her zaman; bazen en güçlü duruştur. Kendini yormamaktır. Sürekli anlatmaya çalışıp karşılık bulamamanın yorgunluğunu omuzlarından atmaktır. Çünkü anlamak istemeyene kelimeler yetmez, hatta fazladır.
Seni duymayan kulağa istediğin kadar dil dök, ne fayda? Bazen en doğru tavır, sen de sağır olmaktır. Keskin bir cam gibi… Dokunmak isteyenin canını yakacak kadar net, ama kendini incitmeyecek kadar mesafeli. Herkese açık olmak, herkese ulaşmak zorunda değilsin. Her kalp her söze layık değildir.
Bırak sana ulaşmak isteyen kendini şanslı hissetsin. Bırak seni gerçekten duymak isteyen, çaba göstersin. Çünkü değer, kolay ulaşılabilen bir şey değildir. Ve insan, kendini ucuzlatacak kadar çok konuştuğunda değil; gerektiğinde sustuğunda kıymetlenir.
Belki de hayatın öğrettiği en ağır ders budur:
Her bağırış duyulmaz…
Ama her susuş çok şey anlatır.