Hayat bazen insanı açlıkla, yoklukla, yalnızlıkla sınar. Kapılar kapanır, yollar daralır, dost bildiklerin sessizleşir. İşte tam o anlarda insanın kim olduğu ortaya çıkar.
Bazıları vardır…
Bir lokma menfaat için karakterini satar.
Bir makam uğruna dün söylediğini bugün inkâr eder.
Güç neredeyse oraya koşar, rüzgâr nereden eserse o yöne döner.
Onların hayatı böyle yürür: eğilerek, bükülerek, çakallıkla…
Ama bazı insanlar vardır ki…
Karnı aç olsa da onurunu doyurmadan sofraya oturmaz.
Yolu zor olur ama başı dik olur.
Çünkü bilir ki insanın gerçek serveti parası değil, şerefidir.
Ben hayatım boyunca bir şeyi öğrendim:
Aslan bazen yalnız kalır, bazen aç kalır, bazen de hedef olur…
Ama asla çakal olmaz.
Çakal olmak kolaydır.
Güçlünün yanında dolaşır, zayıfın sırtına basarsın.
Menfaat neredeyse oraya yanaşırsın.
Yüzüne güler, arkandan konuşursun.
Ama o hayatın sonunda insan aynaya bakamaz.
Aslan olmak ise zordur.
Bazen yalnız yürürsün.
Bazen yanlış anlaşılır, bazen de iftiraya uğrarsın.
Ama bir şeyin vardır ki hiçbir güç onu senden alamaz: Onurun.
Ben hiçbir zaman küçük hesapların adamı olmadım.
Kimsenin arkasından iş çevirmedim.
Bir lokma için kapı kapı dolaşmadım.
Birinin gölgesinde büyümeye de razı olmadım.
Belki bu yüzden bazıları beni anlamadı…
Belki bu yüzden bazı sofralarda bana yer verilmedi…
Ama şunu herkes bilsin:
Benim yolum dümdüz bir yoldur.
Eğilip bükülmeyi bilmem.
Çünkü insan bazen kaybeder, bazen düşer, bazen zor günler yaşar…
Ama karakterini kaybettiği gün gerçekten biter.
O yüzden bugün de aynı yerdeyim, aynı sözdeyim:
Karnım aç kalabilir…
Yolum zor olabilir…
Ama ben asla çakallığa razı olmam.
Çünkü bu dünyada herkes yaşayabilir…
Ama herkes adam gibi yaşayamaz.