Takvim yaprakları 6 Şubat’ı gösterdiğinde, saat sadece zamanı değil; hayatı da durdurdu.
Gecenin en sessiz yerinde, insanlığın en gür çığlığı yükseldi enkaz altından.
O gün yer sarsılmadı sadece…
Evler değil, umutlar çöktü.
Duvarlar değil, alışkanlıklarımız yıkıldı.
Bir şehir değil; on bir il, aynı anda yetim kaldı.
Anne sesi sustu,
baba eli yarım kaldı,
çocuk oyuncakları enkazın soğuğunda kaldı…
Ama bir şey daha oldu o gün.
Türkiye, acının ortasında tek yürek oldu.
Adını bilmediğimiz insanlar için gözyaşı döktük,
yüzünü hiç görmediklerimiz için dua ettik.
Ekmek paylaşıldı, battaniye paylaşıldı,
acı bölüşüldü…
Çünkü acı paylaşıldıkça insan kalıyordu.
6 Şubat bize şunu öğretti:
Binalar sağlam olabilir,
ama vicdan sağlam değilse ayakta kalamazsın.
Planlar kağıt üzerinde güzel olabilir,
ama insan yoksa hiçbir anlamı yoktur.
O enkazların altında sadece canlar kalmadı;
ihmal, vurdumduymazlık ve “sonra bakarız” anlayışı da gömüldü aslında.
Ama asıl soru şu:
Biz gerçekten ders aldık mı?
Bugün hâlâ her 6 Şubat’ta,
toprağın altından yükselen sessiz çığlıkları duyabiliyorsak,
işte o zaman kaybettiklerimizi gerçekten anmış oluruz.
Ruhları şad olsun…
Unutmadık,
unutmayacağız.
Çünkü unutan,
aynı acıya yeniden davetiye çıkarır.