Şanlıurfa’yı yalnızca bir şehir olarak tanımlamak, ona yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Çünkü Urfa; taşın, toprağın, tarihin ötesinde medeniyetlerin beşiği, insanlığın ilk izlerini taşıyan kutlu bir yerdir. Burası takvimlerin değil, çağların başladığı yerdir.
Göbeklitepe’de yükselen her sütun, insanlığın “ben buradayım” dediği ilk cümledir. Henüz şehirler kurulmamışken, kalemler icat edilmemişken, Urfa topraklarında dua vardı, inanç vardı, umut vardı. Peygamberler bu topraklardan geçti, sabır burada sınandı, teslimiyet burada anlam buldu.
Urfa sadece geçmişiyle değil, insanıyla da büyüktür. Misafirperverliğiyle, sofrasıyla, acısıyla sevincini paylaşan yüreğiyle Urfalı olmak bir nüfus kaydı değil, bir kimliktir. Aynı türküyü farklı seslerle söyleyen, aynı acıya omuz veren, aynı sevdada birleşen insanların adıdır Urfalı.
Bu şehirde taş bile konuşur, sokaklar hatıra anlatır. Balıklıgöl’de sadece balıklar değil, binlerce yıllık inanç yüzmektedir. Harran’da sadece kubbeler değil, ilim ve irfan yükselmiştir. Her adımda tarih değil, ruh hissedersiniz.
İşte bu yüzden gururla söylüyorum:
Şanlıurfa büyükşehir değildir; büyük bir medeniyettir.
Ve ben bu medeniyetin evladı olmaktan onur duyuyorum.