Biz sayı saymayı fasulye ile öğrenen nesiliz…

Önümüze bir avuç beyaz fasulye koyarlar, tek tek dizer, tek tek toplar, tek tek eksiltirdik. Hayat da öyle öğretildi bize: Emek emek, tane tane.
O yüzden kimi fasulyeden sayacağımızı da iyi biliriz.
Çünkü biz hesap yapmayı sadece matematikte öğrenmedik. İnsan tartmayı, söz tartmayı, duruş tartmayı da öğrendik. Kimin ağırlığı var, kimin sesi çok ama değeri yok; onu da gördük.
Bugün öyle bir çağdayız ki, sesi çok çıkan kendini kıymetli sanıyor. Makamı olan kendini büyük zannediyor. Kalabalığı olan haklı olduğunu düşünüyor. Oysa biz biliriz; her kalabalık kıymet değildir, her gürültü güç değildir.
Fasulye ile büyüyen çocuk bilir: Çürük olan en başta ayrılır. Eğri olan dizilmez. Eksik olan hesapta tutmaz.
Biz yoklukta büyüdük ama ölçüsüz büyümedik. Sofrada bir tabak vardı belki ama adalet vardı. Paylaşmayı bildik. Hakkı bilerek büyüdük. Onun için bugün kim samimi, kim menfaat peşinde; gözümüzden kaçmaz.
Bazıları vitrinde durur, süslüdür, parlaktır… Ama fasulyeden sayılır.
Bazıları sessizdir, gösterişsizdir… Ama ağırlığı vardır.
Biz o ağırlığı biliriz.
Çünkü biz, emeğin ne olduğunu gördük. Bir annenin avucunda biriktirdiği paranın değerini de biliriz, bir babanın alnındaki terin hesabını da. Bizim terazimiz şaşmaz.
O yüzden kimse kusura bakmasın…
Her önüne geleni “adam” diye yazmayız deftere.
Her bağıranı “haklı” diye saymayız.
Her makam sahibini “büyük” diye görmeyiz.
Biz sayı saymayı fasulye ile öğrendik.
Ama insan saymayı vicdanla öğrendik.
Ve şunu da iyi biliriz:
Bazıları gerçekten sayılır…
Bazıları ise sadece sayıyormuş gibi yapılır.
İşte fark burada.