Eskiden Yalan Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlardı… Şimdi Yalan Söyleyeni Dokuz Köye Muhtar Yapıyorlar…
Bir söz vardı eskiden…
“Yalan söyleyeni dokuz köyden kovarlar” derlerdi.
Bu söz sadece bir deyim değildi; bir ahlak pusulasıydı.
Toplumun vicdanıydı.
İnsanın yüzüne bakıldığında güven duyulup duyulmayacağını belirleyen bir ölçüydü.
Çünkü eskiden güven, paradan daha değerliydi.
Söz, imzadan daha güçlüydü.
Bir insanın itibarı, cebindekiyle değil; doğruyu söyleyip söylemediğiyle ölçülürdü.
Ama şimdi?
Devir değişti…
Yalan artık utanılacak bir kusur değil;
neredeyse alkışlanan bir “beceri” hâline geldi.
Doğruyu söyleyen “sert” bulunuyor,
yalan söyleyen ise “iyi siyasetçi” sayılıyor.
Gerçeği dile getiren dışlanıyor,
gerçeği eğip büken baş tacı ediliyor.
Eskiden yalanı ortaya çıkan insan başını öne eğerdi.
Şimdi yalanı ortaya çıkan, daha yüksek sesle konuşuyor.
Özür dilemek yerine saldırıyor.
Mahcup olmak yerine mağdur rolü oynuyor.
Ve en acısı şu:
Toplum da artık gerçeği aramak yerine, hoşuna giden yalana inanmayı tercih ediyor.
Çünkü yalan bazen tatlıdır.
Gerçek ise çoğu zaman acı.
Gerçek yüzleştirir.
Yalan avutır.
Gerçek sorumluluk ister.
Yalan konfor sunar.
İşte tam da bu yüzden, bugün yalan söyleyeni dokuz köyden kovmuyoruz.
Aksine, dokuz köye muhtar yapıyoruz.
Çünkü bize gerçekleri söyleyecek cesur insanlar değil,
duymak istediklerimizi söyleyecek “usta anlatıcılar” lazım oluyor.
Oysa bir toplumun çöküşü ekonomik krizle başlamaz.
Ahlaki erozyonla başlar.
Doğrunun değersizleştiği yerde adalet zayıflar.
Adalet zayıfladığında güven biter.
Güven bittiğinde ise ne devlet ayakta kalır, ne komşuluk, ne dostluk…
Belki de mesele köy değil.
Muhtarlık da değil.
Mesele şu:
Biz doğruyu mu ödüllendiriyoruz,
yoksa işimize geleni mi?
Gerçek şu ki;
Yalanın prim yaptığı bir çağda doğru olmak cesaret ister.
Ve belki de artık en büyük devrim, doğruyu savunmaktır.
Eskiden yalan söyleyeni kovarlardı.
Bugün doğru söyleyeni yalnız bırakıyoruz.
Ama unutmayalım:
Bir gün herkes, söylediği sözün gölgesinde yaşayacak.
Ve o gün geldiğinde,
dokuz köy değil,
insanın kendi vicdanı onu ya bağrına basacak
ya da kapının önüne koyacak…
Saygılarımla