Bize okul sıralarında İstiklal Marşı’nın ilk iki kıtasını ezberlettiler. O dizeleri gururla okuduk, törenlerde ayağa kalktık, elimizi kalbimize koyduk.

Ama bugün ben size üçüncü kıtadan sesleniyorum…
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım…”
Bu sözler kuru bir şiir değildir. Bu sözler bir milletin karakteridir. Bu sözler, kalbine korku girmemiş insanların haykırışıdır.
Mehmet Akif Ersoy o dizeleri kaleme alırken sadece bir savaşın ortasında değildi; bir ruhu ayağa kaldırıyordu. Zincire alışmamış bir milletin ruhunu…
Ben de buradan açıkça söylüyorum:
Ölüm emri yeryüzünden değil, gökyüzünden gelir. Kulun tehdidi, Hakk’ın takdirinin önüne geçemez.
İsimsiz hesaplardan, karanlık köşelerden, klavye arkasından yazılan tehditler…
Bunlar ne beni sindirir ne yolumdan döndürür.
Yiğitlik, gizlenerek mesaj atmak değildir.
Yiğitlik, adını koyarak konuşmaktır.
Bu memlekette 19 yıldır numarasını değiştirmeyen bir adam olarak söylüyorum:
Sözüm de açık, duruşum da nettir.
Korku siyasetiyle, dedikoduyla, tehdit diliyle bir yere varılmaz.
Çünkü biz korkarak değil, inanarak yürüdük.
Bizi susturacağını sananlar şunu iyi bilsin:
Kükremiş sel bendini aşar.
Dağ sandığınız engeller, inanan bir yüreğin önünde kum tanesi olur.
Bu millet esareti kabul etmedi.
Biz de etmeyiz.
Ve son sözüm şudur:
Cesaretiniz varsa yüz yüze konuşun.
Çünkü hür doğanlar, hür yaşar…