Ramazan… Sadece takvimde bir ay değil; vicdanın, merhametin ve paylaşmanın yeniden dirildiği mübarek bir zaman dilimi. Oruçla açlığı, sabırla imtihanı, dua ile umudu öğreniriz. Ama en çok da paylaşmayı…
Son yıllarda iftar sofraları büyüdü. Salonlar, davetler, gösterişli organizasyonlar… Işıklar parlak, masalar zengin, fotoğraflar bol. Oysa Ramazan’ın ruhu gösterişte değil, gizli yapılan hayırdadır. İhtiyaç sahibinin kapısını çalıp, bir koliyi sessizce bırakabilmektir asıl olan. Bir çocuğun yüzündeki tebessümü, bir annenin gözündeki minneti görebilmektir.

Bu Ramazan farklı olsun. Salon iftarları yerine, fakir sofralarında buluşalım. Gösterişli davetler yerine, mütevazı gönüllerde yer bulalım. Paylaşımı alkış için değil, Allah rızası için yapalım. Unutmayalım; bir sofrada çeşit çok olabilir ama bereket, paylaşınca artar. İki hurma ile açılan bir oruç, samimiyet varsa en zengin sofradan daha kıymetlidir. Bir tas çorbanın buharı, eğer içinde merhamet varsa göğe dua gibi yükselir. Ramazan; komşusunun aç olduğunu bilip tok yatmamayı öğreten bir mekteptir. Yetimin başını okşamayı, garibin elinden tutmayı, borçlunun yükünü hafifletmeyi hatırlatır bize. İyilik gizli yapıldığında büyür; sessizce verildiğinde değer kazanır. Belki bir ailenin mutfağına bir haftalık erzak olmak… Belki bir öğrencinin harçlığına katkı sunmak… Belki de bir yetimin bayramlık sevincine ortak olmak… İşte Ramazan budur. Bu mübarek günlerde Allah bizleri yardıma muhtaç insanlara ulaştırsın. Kapısını çalmaya çekindiğimiz değil, arayıp bulduğumuz ihtiyaç sahipleri olsun. Hayrımız reklam değil, rahmet vesilesi olsun. Çünkü gerçek iftar; midemizin değil, kalbimizin doyduğu andır. Ve unutmayalım… Ramazan salonlarda alkışla değil, fakir sofralarında dua ile güzeldir... Saygılarımla