Bir söz vardır: Marangozun kapısı kırık olur.

Bir başka söz daha:
Terzi kendi söküğünü dikemez.

Ve derler ki:
Demircinin evinde kazma kürek bulunmaz.

Bu sözler aslında sadece meslekleri anlatmaz…
Bazen bir şehrin ruhunu da anlatır.

Şanlıurfa’yı düşündüğümde aklıma çoğu zaman bu sözler geliyor. Çünkü bu kadim şehir, misafirine gösterdiği hürmeti bazen kendi insanına gösteremiyor. Yabancıya kapısını sonuna kadar açan, sofrasını paylaşan, gönlünü ortaya koyan Urfalı; konu kendi memleketinin hakkı olduğunda çoğu zaman sessiz kalabiliyor.

Misafirperverlik elbette bir erdemdir. Bu toprakların mayasında vardır. Gelen misafiri baş tacı ederiz, en güzel yemeği önüne koyarız. Ama mesele memleketin hakkı olduğunda aynı hassasiyeti gösteriyor muyuz?
İşte asıl soru burada başlıyor.

Şanlıurfa gibi tarihi, kültürü ve bereketli topraklarıyla büyük bir potansiyele sahip bir şehir; bazen kendi değerlerinin kıymetini bilmeyen insanların sessizliği yüzünden geri kalabiliyor.

İline yapılacak yatırımları takip etmeyen, memleketinin hakkını aramayan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla yaşayan bir toplumsal alışkanlık oluşmuş durumda.
Daha acısı ise şu:
Haksız yere zarar gören bir hemşehrisine sahip çıkmakta bile zorlanan bir toplum haline gelmek…
Bir Urfalı mağdur olduğunda, çoğu kişi uzaktan bakmayı tercih ediyor. Oysa bu şehirde bir kişinin hakkı yeniyorsa, aslında bütün şehrin onuru zedelenmiş demektir. Bir insanın yalnız bırakılması, bir şehrin vicdanının eksilmesidir.
Urfalı merttir derler. Doğrudur. Ama mertlik sadece sofrada misafir ağırlamak değildir. Mertlik; haksızlığa karşı durabilmektir. Kendi insanının yanında saf tutabilmektir. Memleketinin hakkını savunabilmektir.
Şehirler sadece taşla, toprakla büyümez.
Şehirleri büyüten şey birlik duygusudur.
Eğer bir şehirde insanlar birbirinin derdiyle dertlenmiyorsa, haksızlığa uğrayan bir hemşehrisine sahip çıkmıyorsa, o şehir ne kadar büyük görünürse görünsün aslında eksiktir.
Şanlıurfa büyük bir şehirdir.
Ama daha büyük bir şehir olabilmesi için önce kendi insanına sahip çıkmayı öğrenmelidir.
Çünkü bir şehrin gerçek gücü;
misafirine verdiği değerden önce kendi evladına verdiği değerde saklıdır.
Unutmayalım…
Kendi kapısının kilidini tamir etmeyen marangoz, başkasının kapısını da sağlam yapamaz.