Her şeyin tadının kaçtığı bu zamanlarda, ne yazık ki bayramların da eski havası kalmadı…

Ben Şanlıurfa’dayım. Türkiye’nin, hatta dünyanın neresinde olursam olayım; örf ve adetlerimiz gereği büyüklerimizle bayramlaşmak, hatır gönül almak ve o manevi atmosferi yaşamak için yine Şanlıurfa’ya gelirim. Çünkü bizim kültürümüzde bayram; sadece tatil değil, gönüllerin birleştiği kutsal bir değerdir.
Çocukluk yıllarımızdaki bayramları düşündükçe insanın içi burkuluyor…
Bir hafta önceden başlayan hazırlıklar, bayramlık heyecanı, sabah erkenden giyilen yeni elbiseler, kapı kapı dolaşıp büyüklerin elini öpmek, küçüklere verilen harçlıklar, misafir eksik olmayan evler… O samimiyetin, o muhabbetin yerini bugün sessizlik almış durumda.
Eskiden insanlar birbirine daha yakındı. Aynı sofraya oturulur, aynı duaya amin denirdi. Şimdi ise herkes aynı evde ama farklı dünyalarda yaşıyor. Telefonlar çoğaldı, ama muhabbet azaldı. Kalabalıklar arttı, fakat gönüller yalnızlaştı.
Bu bayram bir kez daha gördüm ki; aile saadeti dediğimiz o sıcaklık, birlik ve dayanışma eski gücünü kaybetmiş. İnsanlar artık birbirini görmek için değil, görev yerine gelsin diye bayramlaşıyor. Oysa bayram; kırgınlıkların unutulduğu, büyüklerin kıymetinin bilindiği, küçüklere sevginin gösterildiği mübarek zamanlardı.
Belki de en çok kaybettiğimiz şey; samimiyet oldu…
Çünkü bayramı güzel yapan ne şekerdi ne yeni kıyafetlerdi… Bayramı bayram yapan şey; insanların birbirine olan sevgisi, saygısı ve muhabbetiydi.
Yine de umudu kaybetmemek gerekir.
Çünkü bu toprakların mayasında merhamet, vefa ve aile kültürü vardır. Belki bir gün yeniden eski bayramların ruhunu yaşatmayı başarırız. Çocuklarımız da bizim yaşadığımız o güzel bayramları hisseder, büyüklerin duasının ne kadar kıymetli olduğunu anlar.
Kırgınlıkların bittiği, gönüllerin birleştiği, sevgi ve saygının yeniden hayat bulduğu nice bayramlara ulaşmak dileğiyle…
Bayramımız kutlu olsun.