İnsan, bazen sahip olduklarını korumak adına paylaşmaktan çekinir. Bilgiyi saklar, sevgiyi ölçer, iyiliği hesaplar…

İnsan, bazen sahip olduklarını korumak adına paylaşmaktan çekinir. Bilgiyi saklar, sevgiyi ölçer, iyiliği hesaplar… Oysa hayatın en temel gerçeği şudur: Paylaşılan hiçbir güzellik eksilmez. Aksine, çoğalır, büyür ve anlam kazanır.
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen o derin söz, bu gerçeği sade ama sarsıcı bir şekilde anlatır: “Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.”
Aslında bu söz, sadece bir benzetme değil; bir hayat düsturudur. Bir insanın bir başkasına öğrettiği bilgi, onun zihninden eksilmez. Bir kalbin başka bir kalbe verdiği sevgi, kendi sıcaklığını yitirmez. Tam aksine, her paylaşılan değer, yeni bir anlam kazanır.
Bugün toplum olarak en büyük eksikliklerimizden biri de belki budur: Paylaşmaktan korkmak. Oysa bir çocuğun elinden tutmak, bir gencin yolunu aydınlatmak, bir dostun derdine ortak olmak… Bunların hiçbiri bizi eksiltmez. Aksine, bizi insan yapar.
Düşünün; karanlık bir odada tek bir mum yanıyor. O mumdan yüzlerce mum yakılsa, ilk mumun ışığı azalmaz. Ama ortam bambaşka bir hâl alır. Karanlık dağılır, yüzler aydınlanır, umut çoğalır. İşte insan da böyledir. İçimizde taşıdığımız iyilik, paylaştıkça etrafımıza ışık olur.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey; bilgiyi saklayan değil paylaşan, sevgiyi esirgeyen değil çoğaltan, iyiliği erteleyen değil hemen yapan insanlar olmaktır. Çünkü bu dünya, karanlığı konuşanlardan değil, ışık yakanlardan güzelleşir.
Unutmamak gerekir ki; bir mum olmak zor değildir. Zor olan, başkasının da yanmasına vesile olmaktır. Ama işte tam da bu noktada insan, insanlığını gösterir.
Ve belki de hayatın en güzel gerçeği şudur:
Bir ışık, başka bir ışığı yaktığında, dünya biraz daha aydınlanır.