Toplumlar bazen uzun vadeli hesapların, küçük çıkarların ve sessiz kalmanın gölgesinde yön bulmaya çalışır. Oysa bazı anlar vardır ki; insanın karakteri, duruşu ve vicdanı o anlarda ortaya çıkar.

İşte tam da böyle zamanlar için söylenmiş derin anlamlı bir atasözü var: “Bıra şêrê rokê be, ne roviyê salekê be.”
Yani; bir gün aslan ol, bir yıl tilki olma.
Bu söz, sadece cesareti övmekle kalmaz, aynı zamanda insanın onurunu ve şahsiyetini de ön plana çıkarır. Çünkü aslan olmak, kısa da sürse, dik durmayı, hakkı savunmayı ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almayı ifade eder. Tilki olmak ise çoğu zaman kurnazlıkla, hesapla, korkuyla hareket etmeyi temsil eder. Uzun vadede kazançlı gibi görünse de, insanın içindeki değeri törpüler.
Bugün etrafımıza baktığımızda; birçok insanın doğru bildiğini söylemekten çekindiğini, adaletin yanında durmak yerine sessiz kalmayı tercih ettiğini görüyoruz. Oysa tarih boyunca iz bırakanlar; risk alanlar, haksızlığa boyun eğmeyenler ve gerektiğinde yalnız kalmayı göze alanlar olmuştur. Çünkü cesaret, her zaman kalabalıkla değil, vicdanla ölçülür.
Bir günlüğüne bile olsa aslan olabilmek…
Haksızlığa “dur” diyebilmek,
Mazlumun yanında yer alabilmek,
Doğruyu savunurken geri adım atmamak…
İşte gerçek insanlık tam da burada başlar.
Unutmamak gerekir ki; tilki gibi uzun yaşamak, insanı güçlü göstermez. Asıl güç, kısa da olsa dimdik durabilmektir. Çünkü onurlu bir duruş, zamandan bağımsızdır. Bir gün bile sergilense, ömür boyu hatırlanır.
Belki de bu yüzden hayat, bize sürekli aynı soruyu sorar:
Uzun süre ayakta kalmak mı, yoksa doğru yerde dimdik durmak mı?
Cevap aslında çok net…
Bir gün aslan olmak, bir ömür tilki olmaktan her zaman daha değerlidir