Derler ki, “Hak edene haddini bildirmek, fakiri giydirmek kadar sevaptır.” Bu söz, sadece bir nasihat değil; omurgası olan insanların yaşam biçimidir.
Rivayet edilir ki bu derin anlamlı ifade Hz. Ali’ye atfedilir… Ve aslında bir çizgi çeker: Ya adaletin yanında olursun, ya da sessizliğin suç ortağı…
Ben susanlardan olmadım.
Haksızlık karşısında başını eğenlerden hiç olmadım. Çünkü bilirim ki; birine hakkını vermek ne kadar erdemse, hak edene sınırını göstermek de o kadar erdemdir.
Bugün bazıları “iyi insan” olmayı yanlış anlıyor…
Sessiz kalmayı, görmezden gelmeyi, sineye çekmeyi iyilik sanıyor. Oysa bu, adaletin değil, korkunun maskesidir. Çünkü gerçek iyilik, gerektiğinde sert durabilmektir.
Benim vicdanım, pamuk kadar yumuşak değil;
yerine göre taş kadar serttir.
Mazluma el uzatırım,
ama zalimin karşısında dimdik dururum.
Bir lokma ekmeği paylaşmak ne kadar kutsalsa,
birinin haddini bilmesini sağlamak da o kadar gereklidir.
Çünkü had bilmeyen büyürse, zulüm çoğalır.
Zulüm çoğalırsa, susanların payı da günah olur.
Adalet…
Herkesin dilinde ama az kişinin yüreğinde taşınan bir yük.
Çünkü adil olmak, sadece iyi olmak değil;
gerektiğinde kötü görünmeyi göze almaktır.
Benim karakterim budur:
Eğilmem.
Susmam.
Kimsenin hakkını yedirmem.
Ama kimseye de hakkımın üstünde bir yer vermem.
Çünkü bilirim…
Adalet, herkese nasip olmaz.
Vicdanı olan taşır,
diğerleri sadece konuşur.