Siyaset uzun zamandır asaleti yoran bir sınav alanına dönüştü.

Makam büyüdükçe küçülen karakterler, güç arttıkça yön değiştiren duruşlar görüyoruz. Oysa asalet; koltukla gelen bir ayrıcalık değil, koltuk varken de yokken de aynı kalabilme meselesidir.
Asiller şaşmaz…
Çünkü rotalarını kamuoyu yoklamaları değil, vicdanları çizer.
Bugün söylediğini yarın inkâr edenler, dün savunduğunu bugün satanlar çoktur; ama asil insan dün neredeyse bugün de oradadır.
Sosyal hayatta da durum farklı değil.
Güçlünün yanında eğilip zayıfı görmezden gelenler,
menfaat için susup adalet için konuşmayanlar,
kalabalıkların alkışına göre şekil alanlar çoğaldı.
Ne yazık ki bu çağda suskunluk, erdem; tarafsızlık ise cesaret sanılıyor.
Oysa asalet; haksızlık kimden gelirse gelsin karşı durabilmektir.
Kendi mahallesini eleştirebilecek kadar omurgalı,
karşısındakine hak teslim edecek kadar adil olabilmektir.
Asil insan, gücünü ezmekten değil, adil olmaktan alır.
Bugün siyasetin de toplumun da en büyük ihtiyacı budur:
Şaşmayan insanlar…
Rüzgâra göre yön değiştirmeyen,
makamı kaybedince karakteri de kaybolmayan,
gücü değil, hakkı esas alan insanlar.
Çünkü asalet; unvanla taşınmaz,
oyla verilmez,
kararla sonradan kazanılmaz.
Asalet sende başlar,
ve yine sende biter.