Siyaset uzun zamandır kelimelerin yorulduğu bir alan. Çok konuşuluyor ama az şey söyleniyor. Vaatler yüksek sesle dile getiriliyor, sorumluluklar ise fısıltıya dönüşüyor. İ
Siyaset uzun zamandır kelimelerin yorulduğu bir alan. Çok konuşuluyor ama az şey söyleniyor. Vaatler yüksek sesle dile getiriliyor, sorumluluklar ise fısıltıya dönüşüyor. İşte tam da bu noktada, siyaseti yalnızca bir makam değil, bir vicdan meselesi olarak gören isimler ayrışıyor. İbrahim Özyavuz’u farklı kılan da tam olarak bu duruş.

Bir milletvekilinin değeri, kürsüde kaç dakika konuştuğuyla değil, halkın arasında kaç insanın elini tuttuğuyla ölçülür. Özyavuz’un siyaseti, kalabalık salonlardan çok, sokakta karşılık buluyor. Dinleyen bir siyasetçi profili çiziyor; konuşmaktan çok anlamaya çalışan, hüküm vermekten çok çözüm arayan bir yaklaşım sergiliyor. Bu, günümüz siyasetinde nadir rastlanan bir erdem.Cesaret, sadece yüksek sesle konuşmak değildir. Gerektiğinde doğruyu savunmak, yanlışın karşısında dimdik durmak ve bedel ödemeyi göze almaktır. İbrahim Özyavuz’un duruşu, bu cesareti içinde barındırıyor. Popülizme yaslanmadan, kısa vadeli alkışlara teslim olmadan yürüyen bir çizgi… Siyasetin asıl ihtiyacı da budur: İlke.

Toplum, kendisine benzeyen yöneticilere güven duyar. Ulaşılmaz, dokunulmaz figürler değil; aynı sofraya oturabileceği, derdini anlatabileceği insanlar ister. Özyavuz’un halkla kurduğu bağın samimiyeti, onu sadece bir milletvekili değil, bir temsilci yapıyor. Çünkü temsil, tabelada yazan unvanla değil, kurulan gönül bağıyla anlam kazanır.

Bugün ülkenin ihtiyacı; gergin dili değil, aklıselimi; ayrıştıran siyaseti değil, birleştiren iradeyi; gösterişi değil, hizmeti önceleyen bir anlayıştır. İbrahim Özyavuz’un çizgisi tam da bu ihtiyaca işaret ediyor. Sessiz ama sağlam adımlarla ilerleyen, istikametini değerlerden alan bir yol…
Siyasetin kirlenen algısına inat, temiz bir duruşun mümkün olduğunu hatırlatan her isim, memleket adına bir umuttur. Ve umut, her zaman cesur insanların omuzlarında yükselir.