Bu söz sadece bir zanaatı anlatmaz; aslında hayatın her alanına, özellikle de yönetim anlayışına tutulmuş bir aynadır.
Bir işi bilmeden, öğrenmeden, ustasından görmeden yapmaya kalkarsanız; ortaya çıkan şey eser değil, israf olur. Marangozun elindeki tahta küçülürken, yere dökülen talaş büyür. Yani yapılan işten çok, yapılan hatalar konuşulur.
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda, bu atasözünün ne kadar canlı olduğunu görmek zor değil. Özellikle sorumluluk makamında olanlar için bu söz daha da ağır bir anlam taşır. Çünkü onların yaptığı hata sadece kendilerini değil, bir milleti etkiler.
Siyaset, deneme-yanılma kaldırmaz. Devlet yönetmek, “öğrene öğrene yaparım” denilecek bir alan değildir. Bir yanlış karar, bir eksik bilgi, bir acele adım… Bunların bedelini halk öder. İşte o zaman ortaya çıkan “talaş”, yani kayıplar; işin kendisinden daha büyük olur.
Tecrübe dediğimiz şey, sadece zaman geçirmek değildir. Tecrübe; sorumluluk bilmektir, ehliyet sahibi olmaktır, işi bilenlerle yürümektir. Ustalık ise hatayı en aza indirip, faydayı çoğaltmaktır.
Ne yazık ki bazen liyakatin yerini sadakat, bilginin yerini gösteriş alıyor. İşin ehli olanlar kenarda dururken, acemiler sahneye çıkıyor. Sonuç mu? Tahta küçülüyor, talaş büyüyor…
Oysa bu millet, deneme tahtası değildir. Bu ülke, acemiliğin kaldırılacağı bir yer hiç değildir. Her makam, ehline verildiğinde değer kazanır. Aksi halde o makam da, o görev de, o emek de heba olur.
Unutulmamalıdır ki;
usta bir el, bir tahtadan sanat çıkarır…
ama acemi bir el, aynı tahtayı yok eder.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey; işi bilen, sorumluluğunu taşıyan, hata değil çözüm üreten ustalardır. Çünkü bu ülkenin artık talaşa değil, sağlam eserlere ihtiyacı var.