Kadim bir tarihin gölgesinde büyüyen, her sokağında bir dua, her taşında bir hatıra saklayan bir şehir düşünün…
Peygamberler diyarı diye anılan, sabrın ve teslimiyetin adını tarihe nakşeden bir şehir… İşte orası Şanlıurfa’dır.
Şanlıurfa sadece bir şehir değildir;
bir inancın izidir,
bir medeniyetin hafızasıdır,
bir milletin vakur duruşudur.
Tarımıyla bereketin sembolü, turizmiyle dünyanın göz bebeği, kültürüyle insanlığın ortak mirasıdır. Balıklıgöl’ün huzur veren sükûneti, Harran’ın ilim kokan taş evleri, Göbeklitepe’nin insanlık tarihine açılan kapısı… Bu topraklar sıradan değildir. Bu şehir mukaddestir.
Şanlıurfa devletinin ve milletinin yanındadır. Dün nasıl omuz omuza durmuşsa, bugün de aynı inançla ayaktadır. Çünkü bu şehirde huzur sadece bir kelime değil, bir yaşam biçimidir. O yüzden diyoruz ki: Şanlıurfa yazılacak değil, yaşanacak şehirdir.

Ancak bilinmelidir ki;
Bu şehrin huzurunu kimsenin kaçırmaya hakkı yoktur.
Şanlıurfa’nın geleceğine dinamit koymaya çalışan, kalemini fitneye kiralayan, aktapot misali uzattığı ellerle basını ve kamuoyunu zehirlemeye çalışanlara sesleniyoruz:
Bu şehir sahipsiz değildir.
Bu topraklar kirli hesaplara teslim edilecek kadar zayıf değildir.
Kalem, hakikatin hizmetkârı olmalıdır; kişisel çıkarların değil.
Şanlıurfa’nın birliğine, kardeşliğine ve geleceğine gölge düşürmeye çalışanlar şunu iyi bilsin:
Bu şehir, asırlardır nice fırtınalar gördü ama dimdik ayakta kaldı. Bundan sonra da kalacaktır.
Çünkü Şanlıurfa huzurun başkentidir.
Çünkü Şanlıurfa medeniyetin kalbidir.
Çünkü Şanlıurfa, yazılacak değil yaşanacak şehirdir.