Eskiler bir söz söylerdi: “İnsan, vicdanı kadar insandır.”
Bugün etrafımıza baktığımızda, birbirine güvenmeyen, selam verirken bile hesap yapan, menfaat olmadan dostluk kuramayan bir toplum hâline geldiğimizi üzülerek görüyoruz. Oysa geçmişte insanlar, hakka, hukuka ve kul hakkına öyle dikkat ederdi ki, en küçük bir şüpheden bile uzak durmaya çalışırlardı.
Bunun en güzel örneklerinden biri de İmam-ı Azam Hazretleri’nin hayatında saklıdır.
Sıcak bir günde bir dostu ona: “Gel, şu evin gölgesinde biraz dinlenelim” der.
İmam-ı Azam ise: “Olmaz” diye cevap verir.
Yanındaki kişi şaşkınlıkla sebebini sorunca şu ibretlik cevabı verir:
“O evin sahibi bana borçludur. Eğer onun evinin gölgesinde serinlersem ve beni görürse, borcunu istemeye geldiğimi düşünebilir. Kimsenin gönlüne şüphe düşürmek istemem.”
Ne büyük bir incelik… Ne büyük bir vicdan… Ne büyük bir ahlak…
Bugün ise insanlar bırakın bir başkasının gönlüne şüphe düşürmemeyi, çoğu zaman kırdığı kalbin, ettiği haksızlığın, söylediği ağır sözün bile farkında olmuyor.
Eskiden insanlar kul hakkından korkardı, şimdi ise menfaat uğruna dostluklar, akrabalıklar ve komşuluklar bile zedeleniyor. O yüzden bazen kendi kendime soruyorum:
Bu millet hangi ara bozuldu?
Aslında bozulan millet değil; unutulan değerlerimizdir. Merhameti, vicdanı, edebi, hakkı ve hukuku unuttuğumuz için bugün birçok sıkıntıyla karşı karşıyayız.
Toplumları ayakta tutan şey; binalar, makamlar veya servet değildir. Toplumları ayakta tutan; adalet, güven ve güzel ahlaktır.
Belki yeniden birbirimizin hakkına riayet etmeyi öğrenirsek, belki yeniden kalp kırmamayı, şüpheye sebep olmamayı ve vicdanla yaşamayı başarabilirsek, işte o zaman eski güzel günlerin kapısı yeniden aralanır.
Çünkü bir milletin gerçek zenginliği, parası değil; ahlakıdır.