Adı anıldığında insanın içine bir huzur, bir maneviyat dolması gerekirken, bugün ne yazık ki başka gerçeklerle de yüzleşmek zorunda kalıyoruz.
Bu kadim şehirde, taşın bile dile geldiği, tarihin insanla konuştuğu bu topraklarda dört “meslek” dilden dile dolaşıyor:
Ciğercilik… Galericilik… Tefecilik… Ve bomboş siyasetçilik…
Elbette ciğercilik bu şehrin alın teridir. Sabahın erken saatlerinde ocağın başında duran ustanın emeği, Urfa’nın kokusudur.
Galericilik desen, ticaretin bir parçasıdır; helaliyle yapıldığında rızkın ta kendisidir.
Ama mesele burada bitmiyor…
İşin içine tefecilik girince, işte orada insanın yüreği sızlıyor.
Bir insanın çaresizliğini fırsata çeviren anlayış, bu kadim şehrin ruhuna yakışmıyor.
Zor durumda olana el uzatmak varken, elindekini almak ne vicdana sığar ne de bu toprakların inancına…
Ve gelelim en tehlikelisine…
Bomboş siyasetçilik…
Söz çok…
Vaat çok…
Ama icraat yok…
Halkın derdi dinlenmez, sadece seçimden seçime hatırlanırsa;
Siyaset, hizmet olmaktan çıkar, menfaat kapısına dönüşür.
Oysa bu şehir, lafla değil, yürekle yönetilmeyi hak ediyor.
Çünkü Göbekli Tepe gibi insanlık tarihini değiştiren bir mirasa sahip bir şehirde, sıradanlık yakışmaz.
Bu topraklar, derinlik ister… samimiyet ister… vicdan ister…
Şanlıurfa’nın ihtiyacı olan şey;
Ne daha çok boş söz,
Ne de insanların sırtından geçinen düzenlerdir.
Bu şehrin ihtiyacı olan;
Dürüst ticaret,
Temiz siyaset,
Ve en önemlisi… insanlık…
Çünkü tarih burada sıfırdan başladı…
Ama eğer dikkat edilmezse, bazı şeyler yeniden sıfıra dönebilir.
Ve unutulmamalıdır:
Bir şehir, sadece geçmişiyle değil, bugünkü duruşuyla da anılır.