“Saca Gelmek Yetmez!”

Buğday tatile çıkıyor, arpayı yerine bırakıyor… Hikâye basit gibi ama aslında memleketin özeti kadar ağır. Arpa soruyor: “Yufka da olayım mı?” Cevap net: “Sen saca gel yeter!”

İşte tam da buradayız…
Bugün siyaset sahnesine baktığımızda, “yufka olmayı” yani millete hizmet etmeyi, emek vermeyi, fedakârlık göstermeyi bir kenara bırakmış; sadece “saca gelmeyi” yani makamın başında görünmeyi yeterli sanan bir anlayışla karşı karşıyayız.
Milletvekili seçiliyor… ama milletin vekili olmuyor.
Belediye Başkanı oluyor… ama şehrin hizmetkârı değil, koltuğun sahibi kesiliyor.
Halkın derdiyle dertlenmek yerine, fotoğraf vermekle yetinen bir siyaset…
Proje üretmek yerine, mazeret üreten bir yönetim…
Sorumluluk almak yerine, günü kurtaran bir anlayış…
Soruyorum:
Saca gelmekle bu iş olur mu?
Bu millet sizi oraya oturun diye değil, çalışın diye gönderdi.
Sizden beklenti; “orada olmak” değil, “orada iz bırakmak.”
Ama gel gör ki;
Bir kısmı sadece tabelada var, sahada yok…
Bir kısmı seçimden seçime hatırlıyor milleti…
Bir kısmı ise bulunduğu makamı şahsi bir unvan sanıyor…
Oysa bu ülke, bu millet; “yufka olmayı” bilenleri unutmaz.
Ter dökeni, gecesini gündüzüne katanı, kapısını çalanı geri çevirmeyeni baş tacı eder.
Ama sadece “saca gelenler”…
Günü gelir, o sacın altındaki ateş sönünce ne olduklarını anlarlar.
Çünkü siyaset, vitrin işi değil; vicdan işidir.
Makam, süs değil; yük taşımaktır.
Ve unutmayın;
Bu millet bir gün sorar:
“Sen sadece saca mı geldin, yoksa gerçekten hizmet ettin mi?”
İşte o gün, hikâyedeki arpa gibi nefes nefese kalmamak için…
Bugünden çalışmak gerekir.
Yoksa tarih, sadece gelenleri değil;
Hiçbir şey yapmadan gidenleri de yazar… ama iyi yazmaz.