Gücün Sarhoşluğu, Ayetin Tokadı

“Hevâ ve hevesini ilâh edinen, Allah’ın bir bilgi üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah’tan sonra kim hidayete erdirebilir? Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız?” (Câsiye Suresi, 23. Ayet)

Bu ayet, sadece bireysel bir ahlak uyarısı değildir; iktidar sarhoşluğuna kapılanlar için yazılmış ilahi bir siyasi manifesto gibidir. Çünkü burada anlatılan sapma, bilgisizlikten değil; bilerek, isteyerek ve çıkar uğruna hakikatten yüz çevirmektir. Hevâsını ilâh edinen kişi artık aklıyla değil, hırsıyla karar verir; adaletle değil, menfaatle yürür.
Bugün siyaset arenasında gördüğümüz tablo tam da budur. Makamı kutsallaştıran, koltuğu dokunulmaz zanneden, eleştiriyi fitne sayan, kendini devlet, milleti ise teferruat gören anlayış… Kulakları gerçeğe kapalıdır, kalpleri vicdana mühürlüdür, gözleri adaleti görmez. Çünkü perde, dışarıdan değil; nefisten çekilmiştir.
Ayet çok net konuşur: Allah’ın sapıklıkta bıraktığını, artık kimse doğru yola getiremez. Ne alkışlar, ne manşetler, ne de etrafında dönen menfaat çemberi… Hepsi geçicidir. Kalıcı olan tek şey, adalet terazisidir. Ve o terazi, bir gün herkesi makamsız, korumasız ve mazeretsiz tartar.
Soruyu da en sona bırakmaz ayet; yüzümüze çarpar:
“Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız?”
Bu soru, millete değil; milleti yönettiğini sananlara sorulmuştur.
Çünkü en büyük tehlike, rakibi değil; kendi nefsini ilâh edinmektir.