Güç Sarhoşlarına Bir Hatırlatma

Bu dizeleri ilk duyduğumda içime ağır ama temiz bir sızı oturmuştu. İnsanı susturan, aynaya baktıran türden…

Önemli bir Ağabeyimin dilinden dökülen bu sözler, aslında hepimizin bildiği ama unutur gibi yaptığımız bir hakikati hatırlatıyordu:

Ömrün bin yıl da olsa dünyanın işi bitmez
Hazineler kazansan kefene cep dikilmez
Dünya için gam yeme zira gelip geçici
Varlığına güvenme sen yolcu, dünya hancı…

İnsanoğlu tuhaf…
Bir günlüğüne konakladığı hanı, ebedi mülkü sanıyor.
Bir koltuk, bir unvan, birkaç imza, biraz alkış… Sonra kendini Kaf Dağı’nda zannediyor. Oysa dağın da, koltuğun da, alkışın da gölgesi var; güneş batınca hepsi kayboluyor.
Bugün “güç” dediğimiz şey, yarın bir haber arşivinde küçük bir başlık.
Bugün uğruna kalp kırdığımız makamlar, yarın başkasının cebinde bir anahtar.
Mal, mülk, servet… Hepsi burada kalıyor. Kefenin cebi yok çünkü hesap başka yerde görülüyor.
Bu sözleri özellikle kendini ölümsüz sanan sözde siyasilere hatırlatmak lazım.
Gözünü hırs bürümüş, gönlünü makam kör etmiş olanlara…
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlara, ama hiç hesap vermeyecekmiş gibi davrananlara…
Dünya bir imtihan salonu.
Kimseye tapu verilmedi.
Hancı dünya; biz ise yolcuyuz. Yolcu, yolunu uzatmaya değil; iz bırakmaya bakar.
Geride ne kalacak?
Kasalar mı, kırılan gönüller mi; yoksa bir yetimin duası mı?
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Ömür bin yıl olsa da bitmeyen dünya işinin peşinde koşarken, insan olmayı unutmamak…
Güce değil, hakka yaslanmak…
Varlığa değil, vicdana güvenmek…
Çünkü bir gün hepimize aynı soru sorulacak:
“Ne biriktirdin?” değil,
“Ne oldun?” diye.
Ve o gün, bu dizeler geçecek aklımızdan…
Keşke daha erken hatırlasaydık diye...