Hayatım boyunca hiçbir gücün karşısında eğilmedim.
Kalemimi korkuya teslim etmedim, vicdanımı menfaate satmadım. Çünkü benim bir davam vardı; garibin, fakirin, kimsesizin sesi olmak…
Geçmişte bu ülkede FETÖ’nün gölgesi birçok makamın üzerine çökmüştü. Herkes susarken, birçok kişi korkudan başını öne eğerken ben gerçekleri yazdım. Fetocu valileri, siyasileri, karanlık yapıların içinde yer alan isimleri deşifre ettiğimde birileri rahatsız oldu. Çünkü doğruyu söyleyen adam, kirli düzenin en büyük düşmanıdır.
O gün beni “istenmeyen adam” ilan ettiler…
Kapılar kapatıldı…
Telefonlar sustu…
Selam vermeye korkanlar oldu…
Ama ben geri adım atmadım. Çünkü ben koltukların değil, halkın adamı oldum. Makam sahiplerine değil, vicdanıma hesap verdim.
Bugün ise aynı çevreler dönüp arkama bakıyor, yıllar önce söylediklerimin ne kadar doğru olduğunu görüyor. Dün yalnız bırakanlar, bugün haklı çıktığımı kabul ediyor. Çünkü gerçeklerin üstü bir süre örtülür ama asla sonsuza kadar gizlenemez.
Ben bu mesleğe birilerinin sofrasında yer bulmak için gelmedim. Mürekkep kokusunu bilen, daktilo sesleriyle yetişmiş bir gazeteciyim. Kalemimin ucunda korku değil, millet sevdası vardı.
Hasan Köseler’i tanımak herkesin harcı değildir…
Çünkü bazı insanlar rüzgâra göre yön değiştirir,
Bazıları ise fırtınaya rağmen dimdik ayakta kalır.
Ben korkmadım…
Korkmayacağım da…
Çünkü benim garip gurabaya verilmiş sözüm var.
Ve o söz, hiçbir gücün önünde eğilmeyecek kadar büyüktür.