Daktilonun Sesinden Dijital Çağa: Eski Kuşak Gazetecilerin Manifestosu

Bizler, haberi kopyala-yapıştır yaparak değil; daktilonun tuşlarına parmaklarımızı vura vura yazan bir kuşağın gazetecileriyiz.
Mürekkebin kokusunu, matbaanın gürültüsünü, sabahlara kadar süren haber nöbetlerini bilenlerdeniz. Haberin peşinde makam kapılarında değil, sokaklarda, köylerde, fabrikalarda, adliye koridorlarında yürüdük. Çünkü bize öğretilen gazetecilik; güçlülerin değil, halkın sesi olmaktı.
Bugün 49 yıllık ömrümün ve uzun gazetecilik hayatımın ardından dönüp baktığımda aynı gerçeği görüyorum.
İfade özgürlüğümüzün önündeki en büyük engel; cesaretimiz, yeteneğimiz ya da çalışkanlığımız değildir. Asıl sorun, gazeteciliğin halktan uzaklaşıp sermayenin gölgesine sığınmasıdır.
Oysa gerçek özgürlük, patronların himayesinde değil; halkın güveninde saklıdır. Bir gazetecinin en büyük sermayesi, bankadaki parası değil, okuyucusunun ona duyduğu güvendir.
Ne yazık ki bugün toplumun basına olan güveni ciddi şekilde sarsılmıştır. Bunun sorumluluğunu başkalarında aramaya gerek yok. Bu güven kaybının en büyük hesabını önce biz gazeteciler vermeliyiz.
Bizler ne zaman sermaye gazeteciliğini bırakıp halk gazeteciliğine dönersek, ne zaman dördüncü kuvvet olmanın hakkını verirsek, işte o gün kalemimiz hiçbir güce bağlı olmadan özgürce yazacaktır.
Daktilonun çıkardığı o tok ses, aslında gazeteciliğin vicdanının sesiydi. O sesi yeniden duyurmak zorundayız. Çünkü gazetecilik, sadece haber yazmak değil; hakikatin yanında dimdik durabilmektir.
Bu duygu ve düşüncelerle, meslek onurunu her şeyin üzerinde tutan tüm basın emekçilerinin 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı'nı kutluyor, kalemlerinin daima özgür, vicdanlarının daima hür olmasını diliyorum.