“Allah Kimsenin Sonunu Ucuz Etmesin”

Şanlıurfa’nın bir sözü vardır; kısa ama insanın ömrünü tartacak kadar ağırdır: “Allah kimsenin sonunu ucuz etmesin.”

Ucuz son; parayla, makamla, alkışla satın alınmış bir itibarın, ilk rüzgârda yere düşmesidir. Hayatım boyunca o kadar çok “sonu ucuz” insan tanıdım ki, insan bazen başkasına bakarak kendi asaletiyle yüzleşiyor. Gürültü yapmadan, kimseyi ezmeden, kimseye yaslanmadan ayakta kalabilmenin kıymetini anlıyor.
Bir insanın dolu mu boş mu olduğunu anlamak zor değildir aslında. Ona bir görev vereceksin…
Yetki vereceksin…
Makam vereceksin…
İşte o an maskeler düşer. Sözün süsü değil, vicdanın ağırlığı konuşur. Dolu insan emaneti taşır; boş insan emaneti kullanır. Dolu insan yük olur kendine, yük olmaz başkasına. Boş olan ise ilk fırsatta kibirle dolar, ama içi yine boştur.
Ne yazık ki son yıllarda sözü süslü, cümleleri parlak ama içi boş insanlar çoğaldı. Her şeyi biliyormuş gibi konuşan, hiçbir şeyin sorumluluğunu almayan kalabalıklar… Gür sesle konuşup, sessizce kaybolanlar… Makamla büyüyüp, makam gidince küçülenler…
Şanlıurfa kadim bir şehirdir. Bu topraklar gösterişi değil duruşu, lafı değil özü, kibri değil edebi öğretmiştir. Burada insan, önce adam olur; sonra ne olacaksa olur. O yüzden bu şehir ucuz sonları sevmez, sevmemelidir de.
Dua bellidir:
Allah kimsenin sonunu ucuz etmesin.
Ama bir dua daha vardır ki en az onun kadar mühimdir:
Allah Şanlıurfamızın sonunu hayır getirsin…
Çünkü şehirler de insanlar gibi; içi boşalırsa ayakta duramaz.