ANLAMAMAK MI ANLAMAYI İSTEMEMEK Mİ?

Kaldırım taşları bile eskiyor üzerine basıldıkça, kırılıyor sonra, geçtiğimiz yollar da bozulmuş oluyor böylece. Adımlarımızı korkarak atıyoruz yol bozuk olunca, düşmekten korkuyoruz çünkü?

Peki ya yürek terazimiz? Onun üzerine ne zaman basmaktan vazgeçeceğiz, eskimesin, yolu bozulmasın diye? Duygularımızın tüm yolu yürekten geçiyorken, nasıl olurda onun terazisine özen göstermez bozulmasına izin veririz! Onun bozulması demek artık yolu kaybetmektir, bilmez miyiz?

Kendini tekrar etmek, aynı pencereden bakmak, aynı cümleleri sarf etmek, söylenmesi gerekenleri dil altına hapsetmek ve anlamamaktır yürek terazisini bozmak. Hep anlaşılmayı bekleyip, hiçbir hatayı affetmemek, hep ben demek, biz olmayı öğrenememek ve öğretmek istememektir bozuk yolda olmak. Yalan bir öze sahip olup kendine inanmak, herkesi buna inandırmaya çalışmak, aynanın paramparça halini görememektir düşmeye sebep olacak yola sapmak?

Kaldırım taşları bile eskiyor üzerine basıldıkça! Hadi gel çirkinlere bas, onlar eskisin, güzel yüreğinin üzerine basıp da susturma anlayışını, muhabbetini. Bir varmış, bir yokmuşla bitiyor tüm hikayeler. Bir varmış, artarak koşmuş, severek olmuş diye bitir sen hikâyeni. Bir gelmiş, gitse de adı hep kalmış olsun?

Anlamamak mı? Anlamayı istememek miydi kötülüğün problemi? Söyleyeyim mi? Kötülük anlamayı öğrenseydi, affetmeyi de bilecekti, büyümeyi de. O yüzden anlamamayı tercih etti?