YILLANMIŞ SUSKU

YILLANMIŞ SUSKU

Notaları canıma batan bir enstrüman gibi şimdilerde hayat!
Yıllanmış suskuların külçe gibi ağırlığı kambur ediyor sırtımı.
Omurgası alınmış sakat biri gibi ite kaka yaşıyorum hayatı.
Çocuklara kirletilmemiş, el sürülmemiş, yalan öz değmemiş hikâyeler anlatıyorum...
Köprü altlarında titrek uyuyan kimsesizlerden haberimiz yokmuş gibi,
Düştü diye tokatlanan çocuklardan,
Dövülüp sövülen ama gülümsemekten, güçlü durmaktan başka çâresi olmayan kadınlardan, gönlü tok kesesi boş mazlumlardan haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz hepimiz...
Eline el değmemiş yalnızlıklarımızı salıyoruz kalabalık şehirlerin ortasına.
Hıncahınç kalabalıklar ortasında s/aklıyoruz yalınlığımızı...
Sonra özgürlük marşları çalınıyor ruhlarımızda,
Esaret ülkelerinin özgür kuşları oluyor yüreğimiz!
Alnından vuruyoruz namussuzun namusunu!
Adımlarımız mazluma sessiz!
Adımlarımız zalime deprem!
Adımlarımız haksızlığa tokat!
Adımlarımızın kimse tarafından bilinen bir adı dâhi yok oysa...
Bilinen diyarlara bilinmez düşünceler aşılıyor ömrü üç günlük kelebekler.
Kelebek ölür düşünce sonsuzlukta dalgalanır...
Kimsenin duymadığı bir ritimde dans ediyor ruhumuz
Sakinliğimiz us
Gönlümüz deli divâne
Dilimizin altında yeri göğü sarsan sükuttan bir marş
Oysa canım, can kulağı sağır olana işlemez sükutun sesi.
Ruhunun sesini duymayan nasıl duysun
Acının, sevginin, ümidin ve dâhi sessizliğin sesini.
Notaları canıma batan bir enstrüman gibi hayat şimdilerde
Yer zelil
Göğün genişliği kâlil ummanların gözyaşlarından...
Kuşlar kanadı kırık uçmaya çalışıyorlar sevda tepelerine.
Hatırı sayılır bir azınlıktan ibaret artık gönlü genişler
Yine de çirkinliğe karşı bilenmekte dişler...
Yaralı topuklar özgürlük adına vurulmakta yere
Yine de ümit emdiriyor anneler bebeklerine
Ve mahpus damlarında bile özgürlük marşları çalınıyor...
Ve canım,
Çoğunluklar hâla azınlıkların sessizliğini hafife alıyor ve canım,
bütün savaşlar hafife alınınca kazanılıyor...

Fazile Aşar Aydınalp