Merhabalar,

ben artık bu köşede Şanlıurfa’mızın tarihi ve kültürel gelişimi, sahip olduğu değerleri ve kent kimliğini anlatan, kimi zaman anekdotlar içeren, makaleler yazacağım. Fakat bir mimar olarak üzüntü duyduğum konu; tarihi en eski yerleşim yerlerinden biri olan Şanlıurfa insanlık tarihi açısından çok güçlü bir yere sahip olmasına rağmen hak ettiği değeri görmemektedir. Muazzam bir açık alan müzesine sahiptir. Şehrin büyüleyici görüntüsü sadece dünya tarihini değil sizin düşüncelerinizide değiştirebilir. Mesela Urfa’yı kalesinden seyretmeden şehri gördüm demeyin, çünkü tüm uygarlıkların bu büyük mirasını gururla sergilemektedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Orta Fırat bölümü ilidir. Doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, güneyinde ise Suriye ile çevrili bir sınır şehridir. Mezopotamya ve Orta Doğu’nun en kadim yerleşim merkezlerinden biri olmasıyla birlikte ticaret yolları üzerinde olması nedeniyle stratejik bir öneme sahiptir.

Şehrin 11 bin yıllık tarihi bir geçmişi vardır. Göbeklitepe’de yapılan kazılarda ele geçen buluntular ile bu tarihi geçmiş kanıtlanmaktadır. M.Ö. 9000’li yıllara uzanan bu süreçte birçok uygarlığın egemenliği altında yaşamıştır. “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan topraklar üzerinde yer almaktadır. Büyük İskender’in bölgeyi fethi sonrası Edessa, Müslümanların fethi sonrası Ruha, Cumhuriyet’in ilanından sonra ise Urfa olarak adlandırılan bu şehir Kurtuluş Savaş’ında halkın gösterdiği mücadeleden dolayı 1984 yılında ‘Şanlı’ unvanını almıştır. İslam tarihçilerine göre Nuh Tufanından sonra yeryüzünde kurulan ilk yerleşim yerlerinden biridir.

Şanlıurfa, bilindiği üzere birçok peygambere ev sahipliği yapmış bir şehir olması nedeniyle “Peygamberler Şehri” olarak anılmaktadır. Şehir manevi atmosferi yönüyle dikkat çekmektedir. Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından peygamber olarak kabul edilen Hz. İbrahim Şanlıurfa’da doğup yaşamış, Nemrut tarafından burada ateşe atılmıştır.

Urfa, dünyanın ilk üniversitesinin kurulduğu şehirdir. Yetiştirdiği ilim adamlarıyla İslamiyet öncesi dönemde de, “Doğu’nun Kültür ve Medeniyet Merkezi’ olmayı başarmıştır. Önemli İslam bilginlerinden Farabi’de Harran Üniversitesinde eğitim almıştır.

Şanlıurfa’nın güneydoğusunda yer alan Harran’ın binlerce yıllık bir tarihi geçmişi vardır. Ve daha önceleri su ve yeşilden mahrum olduğu dönemlerde bile ayakta durmayı başarmıştır. Konik Harran evleri, höyüğü, şehir surları, kalesi, çeşitli mimari kalıntıları ve ilk camilerinden biri olan Ulu Camide burada yer almaktadır. Üstelik buraları gezerken herhangi bir ücret ödemiyor oluşumuz çok daha değerli kılmaktadır. Ancak, tanıtım materyallerinin yeterli olmaması gözlemlediğim eksikliklerdendir. Daha güncel teknolojiler kullanılarak farklı dillerde tanıtıcı materyallerin hazırlanması gerekmektedir.

Urfa en çok arkeolojik kazı yapılan şehirlerden biri olduğu için ‘’Müze Şehir’’ olarak da anılmaktadır. Dünya’nın en eski heykeli ve tapınağı Göbeklitepe’de bulunmuş ve ‘’tarihin sıfır noktası’’ olarak kabul edilmiştir. UNESCO nezdinde Göbeklitepe dünya kültür mirası listesinde yer alırken, Harran ve Balıklıgöl ise geçici listede yer almaktadır. 2019 yılının“Göbeklitepe Yılı” olarak ilan edilmesi tarihinin en değerli yılını yaşamasını sağlamıştır. Ancak bu antik kenti ziyarete gittiğinizde araba park sıkıntısı yaşanmasıyla beraber höyüğün bulunduğu alana ziyaretçileri transitlerle değilde raylı sistemin kurulması ulaşım açısından daha uygun olacaktır. Zira ciddi sıkıntı yaşanmakta olduğunu gözlemlemekteyim.

Şanlıurfa’da korunmasına karar verilmiş; 329 tarihi ev, 39 cami, 12 han, 15 köprü başta olmak üzere birçok tarihi eser bulunmaktadır. Tescilli eserlerin toplam sayısı 1100 civarındadır. Belli başlı bazı eserler; Şanlıurfa Kalesi, Şanlıurfa Ulu Cami, Balıklıgöl, Gümrük Hanı, Hızmalı Köprü, Fırfırlı Cami, Harran Kalesi, Millet Köprüsü, Tarihi Kışla Hanı, Selahaddin Eyyubi Camii, Şuayb Şehri gibi birçok tarihimizi yansıtan yapılar bulunmaktadır. Şehrin sahip olduğu tarihi mimari doku ile birlikte inanç turizminde dünyada önemli merkezlerden biridir.

Ülkemizin kalkınması ve ekonomik yarışta rekabet edebilmemiz için sanayileşmemiz şarttır. Ancak sanayileşirken tarihi kentlerimizin kimliklerinin korunmasına ve yaşatılmasına özen göstermemiz gerekmektedir. Şehrin tarihi mimari dokusunun yoğun olduğu kesimlerde ada ölçeğine varan yıkım ve tahribatlar olmaması gerekmektedir. Çünkü Urfa gibi benzeri bir daha yapılmayacak tarihi bir şehrin mimari dokusu ortadan kaldırılmamalıdır. Şanlıurfa’nın sur içindeki tarihi mimari dokusunun tamamının korunarak gelecek kuşaklara aktarılması ve turizmin hizmetine sunulması gerekmektedir.

Kültür, bir toplumun tarihsel gelişme süreci içinde yaratılan bütün değerlerle, bunları kullanmada, sonraki kuşaklara aktarmada kullanılan, insanın ve o toplumun kimliğini belirleyen araçların tümüdür. Urfa’mızın kendine özgü birçok kültürel değeri varken ve önemli bir turizm merkeziyken, kültürel bütünleşme ve aidiyet geliştirme ile kimlik erozyonu sorunu çözülebilir

Bu bağlamda, Şanlıurfa’mız tarihi zenginlikleri ile özleştirilmiş bir şehir olarak kültürel mirasların, şehrin tarihi yerlerinin daha dikkatli korunumuna ve turizmin geliştirilmesi açısından yeni ve modern tesislerin yapılması gerekmektedir. Buradaki yazılarımlar, bu konuya öncelikle yerel yöneticilerimizin ve diğer sorumlu kuruluşlarımızın dikkatlerini çekmeyi hedefliyorum.

Sevgi ve saygılarımla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner17